Cumartesi, 02 Kasım 2013 16:41

Gökçe FIRAT - Gerçekçi Olalım, Che ;Gibi Olmaya Çalışalım!

Yazan 
Öğeyi Oyla
(0 oy)

Görevlerin en kutsalı

Che, ölüme giderken Fidel’e yazdığı son mektubunda, tüm devrimcilere yapmaları gerekeni çok açık bir şekilde belirtmişti: “Görevlerin en kutsalı olan nerede olursa olsun emperyalizme karşı mücadele etme görevi.” Che, 1967 yılının 8 Ekim’inde şehit edildiğinde bu kutsal görevi yerine getirmeye çalışıyordu.

 

Bu görevin kutsallığını ve önemini iyi kavramak gerek. Bu öyle bir görevdir ki, dünyada devrim yapmış bir komutanın devrimin başında kalmasından, devrimi korumasından, devrimi sürdürmesinden bile önce gelir. Hele hele bu devrimin önderi Che gibi, dünyanın yetiştirdiği ender devrimcilerden biri olsa bile bu görev önde gelir.

İşte Che’nin, kendi yaşamını feda ederek bizlere bıraktığı miras ve elbette görev budur...

İnsanların, devrimcilerin ve hele hele devrim önderlerinin kendi fiziki varlıkları, emperyalizmle savaşmanın önüne geçerse orada emperyalizmle fiili mücadele bırakılmış olur. Che, bu savaşa bizzat girerek, bir devrimcinin varlığının onun bedeninden ve yaşamından ibaret olmadığını, bir devrimcinin emperyalizme sadece bedeninin sınırlı imkânları ile zarar veremiyeceğini göstermiştir.

Che’nin pratiği öyle güçlü bir kanıttır ki, Che’nin bedeninin sınırlı olanakları ile başarılan Küba Devrimi’nin ardından, Che’nin ölü bedenine rağmen ölümsüzleşen ruhundan güç alan dünyanın ezilen halkları her yerde milyonlarca Che olarak emperyalizme başkaldırmış ve devrim yapmıştır. Yani Che, yaşarken devrim yapmıştır ama aynı zamanda öldükten sonra bile devrim davasına hizmet etmeyi sürdürmektedir.

Ölmeyi değil, emperyalizmle savaşarak yaşamayı seçti!

Bu onun bilinçli bir seçimidir. Bu basit bir fedanın ilahi etkisi kesinlikle değildir. Zaten Che bu tür ilahi etkilere inanan, ihtiyaç duyan bir insan hiç değildi. Yaşarken bile tüm dünyanın tanıdığı, örnek aldığı, bayraklaştırdığı bir efsane idi. Yaşayan bir efsanenin ilahi bir güç kazanmak için ölmeye hiç ihtiyacı yoktur ki.

O nedenle Che’nin seçtiği yol kendini ölüme atmak değil, sonunda ölüm olsa bile ve sonunda ölüm olduğunu bile bile, emperyalizmle savaşarak yaşamaktır. Emperyalizmle savaşarak yaşamayı seçenler, elbet, emperyalizm yok edilene kadar öleceklerdir. İşte bu gerçeği bildiği için Che “ölüm nereden gelirse gelsin, safa geldi hoş geldi” diyordu.

Doğru; O yaradılıştan isyankârdı, feda ruhu taşıyan bir insandı. Ancak bu feda ruhu, emperyalizmden öğrendikçe, emperyalizmi yıkacak ideolojinin en önemli silahı haline geldi.

1962 yılında şöyle konuşuyordu: “Halkı yok etmeye çalışmalarında güçlü nedenleri vardır; ancak halkın da güçlü nedenleri vardır ve darbeler yiye yiye öğrenir. Çünkü emperyalizm aslında büyük bir öğretmendir ve halk gün be gün kendini savunmasını öğrenmekte, bunu daha güçlü, daha dirençli, daha kararlı yapmakta, uşağın tankının, celladın tabancasının öyle etkili olmadığını, cellatların kendini savunmaya hazır silahlı insanlarla karşı karşıya kaldığında yiğit olmadıklarını öğrenmektedir. Halk aynı zamanda öldürmeyi de öğrenmektedir ve bir gün bunu yapmasını öyle bir öğrenir ki iktidarı alır!”

Yoksulların ve zavallıların insan modeli

Devrimci önderlerden öğrenmek, kesinlikle onlara tapınmak değildir. Emperyalizm, devrimci önderleri yok ettikten sonra da onların daha büyük bir güçle yaşamasına ve emperyalizme karşı birer bayrak olmasına tahammül edemez. O nedenle de halkın devrimci önderlerine duyduğu saygıyı, özlemi, halkın geriliğinin bir dışavurumu olarak göstermeye çalışır. Siz onlara tapıyorsunuz ilkel insanlar der! Emperyalizmin sol içindeki temsilcileri ise, bir insanı ilahlaştırmanın en başta o insana saygısızlık olduğunu söyleyiverir!

Evet emperyalistler bu propagandalarında son derece haklıdır, efsaneleşen bir devrimci emperyalizmin başına bela olmaya devam eder. Çünkü efsaneleşmiş bir devrimci, artık halkın ortak benliği haline gelir, anonimleşir ve halk varolduğu sürece yok edilemez. Ve halkın da en büyük devrimci dayanağı haline gelerek, halkın vazgeçemeyeceği bir parçası olur.

Che, bugün böyle bir efsanedir. Hem de öyle güçlü bir efsanedir ki, yeryüzünün tüm efsaneleri sadece sınırlı bir millete ve halka aitken ve sadece onları harekete geçiren bir güçken, Che tüm ezilen insanların kendilerini buldukları, ifade ettikleri bir efsanedir.

Fidel ona veda ederken bu gerçeği ortaya koyuyordu: “Che bu dünya üzerinde yaşayan yoksulların ve zavallıların davasından başka bir davayı savunurken ölmedi. Che yalnızca bizim halkımız için değil, ama Latin Amerika’daki her bir halk için de bir insan modeline dönüştü. Devrimci çilekeşliği, devrimci fedakârlık ruhunu, devrimci savaşkanlık ruhunu en yüksek düzeye çıkarttı.”

Küba’nın Bağımsızlık Savaşı önderi Jose Marti’yi anma toplantısında “Yaşa Che” sloganlarını susturur ve “Yaşa Marti diye bağırmanız gerekirdi” der.

O bir efsanedir ama Marti efsanesinden öğrendiği için efsane olabilmiştir. Marti’yi en iyi anlayan ve onun yolundan en iyi gidenlerin başında geldiği için bir efsane olabilmiştir.

Bunu şöyle açıklar: “Che Guevara ve bugün mücadele etmiş olan ve onun yönettiği gibi yönetmiş olan insanlar doğmadan önce Küba halkının harekete geçirdiği tüm kurtarıcıları doğmadan önce Marti doğmuş, güçlüklere katlanmış ve bugün gerçekleştirmekte olduğumuz ideal uğruna ölmüştü.”

Zavallıların hizmetine girmek

O insanın değerini bilen bir insandı. O önderlerin değerini bilen bir insandı. O efsanenin değerini bilen bir insandı.

Ama tüm bunlardan önce o bir devrimcinin gücünü, potansiyelini en iyi bilen insanların belki de en başında geliyordu.

Bir insanın dünyada sınırlı bir varlığı olduğunu, bu varlığın ancak insanlığın, yoksulların ve zavallıların emrine sunulduğu zaman bir anlamı olduğunu çok iyi biliyordu.

Hayatı bunun özetidir.

Düzen içi bir mevki istememiş doktorluğu bırakıp devrimci olmuştur.

Devrimciliğe doktor olarak katkı sunabilecekken bunu yeterli görmemiş ve bir gerilla olmuştur.

Gerilla olmayı yeterli görmemiş gerilla ordusunun başına geçmiştir. Ama gerçekten en başına geçmiştir. Küba Devrimi’nin her safhasındaki tüm çarpışmalarda askerlerinin önünde çarpışmış bir komutandır. Binlerce askerle çevrili cephelerde, yanındaki çok az askerin başına geçip, emperyalizmin binlerce askerinin devrimin az sayıda askerinden güçsüz olduğunu ispat etmiştir.

Devrimden sonra masa başına geçmek varken o tarlalara ve fabrikalara koşmuştur. Tek tatil gününü gönüllü tarla ve fabrika çalışmasına ayırarak tüm halka örnek olmuştur.

Devletin başına geçtikten sonra bir devlet adamı olma yolunu değil, devrimin askeri olmayı seçmiştir. Takım elbise ona göre değildir. Gerilla kıyafetini ölene kadar sırtından çıkartmamıştır.

Devrimden sonra Avrupa ülkelerini değil, ezilen ülkeleri gezmiştir. O dayanağını ezilenlerden aldığı için emperyalist ülkelere değil, ait olduğu zavallıların ülkelerine gitmiştir.

Ve savaşma günü geldiğinde, o gücü kendinde bulduğunda devrimi yaptığı ülkede kalmak yerine, emperyalizmle savaşacağı ve devrim yapabileceği başka ülkelere gitmiştir.

Önce Kongo, ardından Bolivya...

Emperyalizmle savaşmanın, yoksulların yardımına koşmanın, zavallıların hizmetine girmenin zamanı geldiğinde Birleşmiş Milletler kürsüsüne çıkmış ve şöyle demiştir: “Gerekli gördüğüm anda bu Latin Amerika ülkelerinin birisinin özgürlüğü için, karşılığında kimseden bir şey talep etmeden tereddütsüzce hayatımı veririm...”

Ve gün geldiğinde Fidel’den izin ister: “Bu dünyanın başka ülkelerinin benim sınırlı gücümün desteğine ihtiyacı var. Ben senin Küba’ya olan sorumluluğunun sana imkan vermediği şeyi yapabilirim. Ayrılmamızın zamanı geldi...”

Kendi çocuklarına değil dünyanın tüm yoksullarının çocuklarına bağlılık

Evet Che yaşama böyle veda eder ve tekrar emperyalizmle fiili savaşa tutuşur.

Che, yaşarken hep örnek devrimci olarak yaşamıştır ama bu devrimcilik bir insana ait en olumlu özellikleri en üst düzeyde içeren bir devrimciliktir. Ezilenlere, yoksullara duyduğu sevgiyi, onlara hizmet etmek için herşeyi bırakıp savaşa girme kararlılığını taşıyan yüksek bir insanlıktır.

Çok sevdiği, ama sevgisini hiç gösterme fırsatı bulamadığı ama bundan da hiç pişmanlık duymadığı kızlarına veda mektubunda onlara da aynısını öğütler: İyi devrimci olun, halka hizmet edin.

O, kendi çocuklarına değil, tüm ezilenlerin çocuklarına bu öğüdü vermektedir. Nasıl o tüm yoksulların çocuklarını kendi çocuklarıyla bir tutup onlar için savaşarak yaşadı ve öldüyse; biz tüm yoksulların çocuklarına onu kendi babamız gibi görme, onun öğüdünü tutma yolunda büyük bir görev yüklemiştir.

Che’nin devrimcilik gücü, aslında, dünyanın haksızlığa isyan eden çocuklarından kaynaklanmaktadır. O yoksulların çocukları için bu savaşa girmiştir. Ve bu savaşa katılan yoksul çocuklar, ona büyük bir manevi güç katmıştır. Bunun ötesinde büyük bir vicdani sorumluluk.

O çocuklardan biri, Joel Iglesias’tır. Joel, Sierra Maestra’da Che’nin gerilla birliğine katıldığında henüz onbeş yaşındadır. Ama yaşını söylemez 17 yaşındayım der. Çünkü küçük olduğunu bilseler ona daha az görev vereceklerdir. O fazla görev istemektedir oysa. Önce Che’nin makineli tüfeğinin şarjörleriyle dolu bir çuvalı taşıyarak başlar işe.

Che bir konuşmasında “Benim burada olmam onun o çuvalı iyi taşıdığını göstermektedir.” der.

Ve şöyle ekler: “Ancak bundan başka pek çok şey daha var. Sizlerin onun yürüdüğü daracık yerde bir ayağının topalladığını görmeye vaktiniz olmamıştır. Sizler onu göremediniz, sizleri selamlamadığı için iyi duyulmayan kısık sesini duyamadınız. Sizler onun vücudundaki 10 düşman kurşununun yara izlerini ve o ses kısıklığının ve o topallamanın düşman kurşunlarının hatıraları olduğunu -çünkü her zaman çarpışmada en önde ve en büyük sorumluluğun olduğu mevkilerde bulunurdu- göremediniz.

Sizlere bugün bunun gibi pek çok şey söylemek isterdim. Beni anlamanız, elde silahlarla verdiğimiz, bugün emperyalist güçlere karşı sürdürdüğümüz ve belki de yarın hâlâ daha ekonomik alanda ya da silahlı alanda sürdürmek zorunda olacağımız bu mücadelenin nedenini yüreklerinizin en derin yerinde hissetmeniz için onları anlatmak istedim.”

Vicdanımızın sesini dinleyelim

Sanırım Che, Joel’in o topallamasını, kısık sesini, vücudundaki kurşun izlerini yüreğinin en derininde hissetmeyi ömrü boyunca sürdürdü.

Sadece Joel’in değil, ezilen dünyadaki milyonlarca Joel’in kısık sesini, yüreğinin en derininde duydu ve gereğini yaptı.

Vicdanının sesini dinledi, Joel’ler için “kavgaya devam” dedi. “Ülkenin fakirleriyle şansımı denemek istiyorum” diyen Jose Marti’nin yolundan gitti ve dünyanın fakirleriyle şansını denedi.

Bugün, 35 yıl sonra Che’nin sesi hâlâ gür çıkıyor. Çünkü o milyonlarca çocuğun kısık sesini yüreğinin derinliklerinde biriktirip emperyalizme karşı savaş olarak haykırmıştı.

Bugün bizim devrimciliğimiz için iki kaynağımız var demek; bir yanda yoksul çocuklarının kısık, diğer yanda yoksulların sesi Che’nin gür sesi.

Sanırım Che’nin öğüdünü tutmak için bu güç bize yeter.

Vicdanımızın derinliklerinden gelen sesi dinleyelim.

Che gibi olalım.

 

Okunma 145862 defa

425 yorum

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.