Jose Marti Üzerine

Öğeyi Oyla
(0 oy)
Jose Marti Üzerine Jose Marti Üzerine www.chevrim.com

Sevgili yoldaşlar, bugünün çocukları ve delikanlıları yarının erkek ve kadınları, yarının kahramanları, gerekli olduğunda silahlı mücadelenin sertliğinde gerekli olmadığında egemen ulusumuzun barış içinde inşasındaki kahramanlar:

Bugün çok özel bir gündür. Bizler, herhangi bir biçimde Devrim’e doğrudan bir çabayla katmış olduklarımız ve sizler arasında samimi bir konuşma gerektiren bir gündür.

Bugün Jose Marti’nin yeni bir doğum yıldönümüdür. Konuya girmeden önce sizleri bir konuda uyarmak istiyorum: Birkaç dakika önce “Yaşasın Che Guevera!” diye bağırıldığım işittim. Ama sizlerden hiçbirinin aklına bugün “Yaşasın Marti!” diye bağırmak gelmedi... Bu, iyi değil.

Bu, pek çok nedenden dolayı iyi değildir. Çünkü Che Guevera ve bugün mücadele etmiş olan ve onun yönettiği gibi yönetmiş olan insanlar doğmadan önce, Küba halkının harekete geçirdiği tüm kurtarıcıları doğmadan önce Marti doğmuş, güçlüklere katlanmış ve bugün gerçekleştirmekte olduğumuz ideal uğruna ölmüştü.

Jose Marti Bir Amerikalıdır

Üstelik Marti, Devrimimizin doğrudan rehberi, yaşadığımız tarihsel fenomenlerin doğru yorumunun yapılması için her zaman başvurulması gereken adam ve sözlerinin ve örneğinin bu ülkede çok önemli bir şey söylemek veya da yapılmak istendiği her sefer hatırlanmasının gerekli olduğu bir adamdı... Çünkü Jose Marti Kübalı olmanın ötesindedir, o bir Amerikalıdır; kıtamızın yirmi ülkesinin hepsine aittir ve onun sesi yalnızca Küba’da değil ama tüm Amerika’da dinlenir ve saygı gösterilir.

Jose Marti’nin sözlerini onun yurdunda, onun doğduğu yerde yaşatma onurunu taşımış olmak bizlere düşmektedir. Ancak Marti’ye saygı göstermenin çok yolu vardır. Ona her yıl dinsel bir biçimde doğum tarihine işaret eden kutlamalarda ya da 19 Mayıs 1895 uğursuz tarihinin hatırlatılması ile saygı gösterilebilir.

Marti’ye deyişlerini, güzel, mükemmel, üstelik her şeyden önce doğru deyişlerini aktararak saygı gösterilebilir. Ama Marti’ye O’nun ciğerindeki tüm solukla “en iyi söyleme biçimi yapmaktır” dediğinde yapılmasını istediği biçimde de saygı gösterilebilir ve gösterilmesi gerekir.

Bunun için onun yapmak istediği ama siyasal koşullarla sömürge kurşunlarının engellediğini yaparak ona saygı göstermeye çalışıyoruz.

Herkes Marti Olamaz Ama Herkes Marti’yi Örnek Alabilir

Ne herkes ne de çok kişi -belki de hiç kimse- Marti olamaz ama herkes Marti’yi örnek alabilir ve çabalarımız ölçüsünde onun yolunu izlemeye çalışabiliriz. Onu anlamaya ve onu bugünkü eylem ve yönelimimizde yeniden canlandırmaya çalışabiliriz. Çünkü o Bağımsızlık Savaşı, o uzun kurtuluş savaşı karşılığını bugün buldu ve tarihin yazmadığı ama bununla birlikte Apostol’un emir ve kurallarını tam olarak yerine getirmiş olan gizli kalmış, alçakgönüllü pek çok kahraman oldu. Bugün size belki de çoğumuzun zaten bildiği bir çocuğu tanıştırmak ve Sierra’nın o zor günlerinin bir anlatısını yapmak istiyorum.

Onu tanıyor musunuz, yoksa tanımıyor musunuz? O, İsyan Ordusu’nun bir komutanı ve İsyancı Gençler Derneği’nin başkanı Komutan Joel Iglesias’dır. Şimdi sizlere o mevkide niçin bulunduğunu ve niçin böylesi bir günde gururla takdim ettiğimi açıklayacağım.

Komutan Joel Iglesias 17 yaşındaydı. Sierra’ya geldiğinde ise 15 yaşındaydı. Bana tanıştırdıklarında çok küçük olduğundan yaşını itiraf etmek istemedi. O sırada makineli şarjörü -o dönemde kullanmakta olduğum makinalıydı- ile dolu bir çuval vardı ve kimse onu taşımak istemiyordu. Sınamak için görev olarak o çuvalı Sierra Maestra’nın yüksek sırtlarında taşımak üzere verdim. Bugün burda olmam onun çuvalı iyi taşıdığını göstermektedir.

Ancak bundan başka pek çok şey daha var. Sizlerin onun yürüdüğü daracık yerde bir ayağının topalladığını görmeye vaktiniz olmamıştır. Sizler onu göremediniz, sizleri selamlamadığı için iyi duyulmayan kısık sesini duyamadınız. Sizler onun vücudundaki 10 düşman kurşunun yara izlerini ve o ses kısıklığının, o şanlı topallamanın düşman kurşunlarının hatıraları olduğunu -çünkü her zaman çarpışmada en önde ve en büyük sorumluluğun olduğu mevkilerde bulunurdu- göremediniz.

Trajik bir hata nedeniyle az bir süre önce ölen bir asker, ki sonradan komutan olduğunu hatırlıyorum.

O komutanın adı Cristino Naranjo idi. Aşağı yukarı kırk yaşlarındaydı ve ona komuta eden teğmeni on beş yaşındaki teğmen Joel Iglesias idi. Cristino, Joel’e “sen” diye hitap ederdi; ona komuta eden Joel ise “siz” diye hitap ederdi. Bununla birlikte Christino Naranjo hiçbir zaman bir emre itaat etmezlik etmedi, çünkü Marti’nin yönelimlerini devam ettiren İsyan Ordumuzda bir savaşçının ne yaşı, ne geçmişi, ne siyasal çizgisi, ne dini ne de önceki ideolojisi bizim için önemli değildi. Bizim için önemli olan o andaki gerçekler ve onun devrim davasına bağlılığıydı.

Önemli Olan Eldeki Silahların Sayısı Değil, Alındaki Yıldızların Sayısıdır

Bizler aynı zamanda Marti’den eldeki silahların sayısının önemli olmadığını ama önemli olanın alnındaki yıldızların sayısı olduğunu biliyorduk. Joel Iglesias bugün Ordunun komutanı olarak taşıdığından başka o dönemde alnında pek çok yıldızı olanlardan biriydi. Bunun için böylesi bir günde onu İsyan Ordusu’nun gençlikle ilgilendiğini ve bugün hayatta olan o gençliğe adamlarının en iyisini, savaşçı örneklerinin ve çalışma örneklerinin en iyisini verdiğini bilmeniz için takdim etmek istedim. Çünkü bu şekilde Marti’ye saygı gösterileceğine inanıyoruz.

Sizlere bugün bunun gibi pek çok şey söylemek isterdim. Beni anlamanız, elde silahlarla verdiğimiz, bugün emperyalist güçlere karşı sürdürdüğümüz ve belki de yarın hâlâ daha ekonomik alanda ya da silahlı alanda sürdürmek zorunda olacağımız bu mücadelenin nedenini yüreklerinizin en derin yerinde hissetmeniz için onları anlatmak isterdim.

Marti’nin deyişlerinin içinde bir tanesi vardır ki inanıyorum Apostol’un ruhunu hepsinden iyi o tarif eder. Deyiş şöyledir: “Her gerçek insan herhangi bir insanın yanağına vurulan tokatı kendi yanağında hissetmek zorundadır.”

İsyan Ordusu ve Küba Devrimi öyleydi ve öyledir. Üyelerinin her birisiyle ve bir bütün olarak tümüyle yeryüzünün herhangi bir yerinde bir insanın yanağına vurulan şiddetli bir tokatın ifade ettiği hakareti duyan bir Ordu ve bir Devrim.

Bu, halk için ve halkın çabasıyla yapılan, aşağıdan doğmuş, işçi ve köylülerden güç almış, adanın tüm kır ve şehirlerinde işçi ve köylülerin özverisini istemiş bir devrimdi. Ama zafer anında tüm bunları hatırlamayı bilmiştir.

“Ülkenin Fakirleriyle Şansımı Denemek İstiyorum”

“Ülkenin fakirleriyle şansımı denemek istiyorum” diyordu Marti... Ve aynı şekilde onun sözlerini yorumlayarak biz de bunu yaptık.

Bu noktaya halkla birlikte geldik ve halkın istediği yere dek devam etmeye ve tüm adaletsizlikleri ortadan kaldırmaya ve yeni bir toplumsal düzen kurmaya hazırız.

Tıpkı Marti’nin korkmadığı gibi bizlerin de ne sözlerden ne suçlamalardan korkumuz var. Zannedersem 1872 yılının Mayıs ayının birinci gününde Kuzey Amerika işçi sınıfının birçok kahramanının işçi sınıfını ve halkın haklarını savunmak için yaşamlarını verdiğinde Marti heyecanla ve cesaretle o tarihe işaret ediyordu ve işçi sınıfının savunucularını darağacına göndererek insan haklarını çiğnemiş olanların yüzünü damgalıyordu. Ve Marti’nin o dönem işaret ettiği o 1 Mayıs, o tarihi hatırlamaktan korkan Birleşik Devletler haricinde tüm dünya işçi sınıfının her yıl dünyanın tüm başkentlerinde ve kentlerinde andığı o aynı tarihtir. Marti her zaman adaletsizliklere ilk işaret eden olduğu gibi buna da ilk işaret eden oldu. Tıpkı ilk yurtseverlerle birlikte başkaldırdığı, tıpkı onbeş yıl hapis yattığı, tıpkı özveriye inandığı ve özverisinin gerçek gelecek için ve sizlerin bugün yaşamakta olduğu bu devrimci gerçeklik için gerekli olduğunu bildiği için tüm yaşamının özveriye adanmış bir yaşamdan başka bir şey olmadığı gibi.

Marti bizlere bir devrimcinin ve bir yöneticinin ne özel yaşamının ne zevklerinin olabileceğini, her şeyini halkına, onu seçen, ona bir sorumluluk ve savaş mevkisi veren halkına tahsis etmesi gerektiğini de öğretti.

Ve aynı zamanda gündüz ve gece olanaklı tüm saatleri halkımız için çalışmaya adadığımızda Marti’yi düşünüyor ve Apostol’un anısını yaşattığımızı hissediyoruz.

Eğer sizlerle bizler arasındaki bu konuşmadan geriye bir şey kalacaksa, eğer sözler gibi yok olup gitmeyecekse bugün de sizlerin tamamının Marti’yi düşünmesi hoşuma giderdi. Bir tanrı ya da ölü bir şey gibi değil ama. Küba yaşamının her yönünde mevcut olan, bizim büyük ve asla çok gözyaşı dökülmeyen yoldaşımız Camilo Cienfuegos’un sesi, hali, tavırları gibi Küba yaşamının her yönünde mevcut olan yaşayan bir varlık gibi düşünülmesi hoşuma gider. Çünkü kahramanlar, yoldaşlar, halk kahramanları halktan ayrılmaz, heykellere, uğruna yaşamlarını verdikleri o halkın yaşamının dışında bir şeye dönüştürülemez. Halk kahramanının yaşayan bir şey olması ve bir halkın tarihinin her anında bulunması gerekir.

Camilo’muzu hatırladığımız gibi Marti’yi de, bugün bugünün diliyle konuşan ve düşünen Marti’yi de hatırlamak zorundasınız, çünkü büyük düşünürler ve devrimciler ustadırlar: Dilleri eskimez. Marti’nin sözleri bugün müzelik değildirler, onlar mücadelemizle bütünleşmişlerdir; amblemimiz ve savaş bayrağımızdırlar.

Benim son tavsiyem Marti’ye kolayca, bir tanrıya değil ama diğer insanlardan daha büyük bir insana, diğer insanlardan daha bilgili ve özverili bir insana yaklaştığımızı ve onu düşündüğünüz her sefer bir parça daha onu canlandırdığınız ve onun sizlerin davranmasını istediği gibi davrandığınız her sefer onu çok miktarda canlandırdığınızı düşünerek yaklaşmamızdır.

Marti’nin tüm sevgileri arasında en büyük sevgisinin çocuklara ve gençlere olduğunu, onlara en duygusal ve en hassas sayfalarını ve savaşçı yaşamının pek çok yılını adadığını hatırlayın. Bitirirken, beni başladığımız gibi ama bu sefer tersine “Yaşasın Marti” -ki zaten yaşamaktadır- ile uğurlamanızı istiyorum sizlerden.

(28 Ocak 1960 Jose Marti’ye saygı eyleminde konuşma)

 

Okunma 1192 defa Son Düzenlenme Çarşamba, 13 Kasım 2013 21:28